Tarifim bu linkte

http://www.favorilezzetler.com/chefden/Kavun-Dolmasi-Cenan-Hanim-/288

Yaz mevsiminin en sıcak zamanlarını yaşadığımız şu günlerde, ne yapalım, ne yiyelim diye düşünürken, Levent’te Zerren Sokak’ta at kestanesi ağaçlarının altında kimimiz misket yuvarlarken, kimimiz güvercin taklaya soyunduğumuzda, çocukluğumuzun gençliğimizin piyade, atlı, katırlı, at ve eşek arabalı, boyunlarına bağladıkları terlikleriyle, bir izci borazanı gibi bağırmaktan, ayarı kaçmış sesleriyle yaşamımızın birer parçası oluşumuz geldi. Kimileri bu gün rahmetli, kimileri köşesinde son demlerini sürdüren, manav Cemil, Kadir kardeşler, balıkçı Toma ve Aleko kardeşler, sevgili yoğurtçumuz Mustafendi, limoncu Hasan, kalaycı Hasan, boyacı Pala, boyacı Hüsso o gün sahneye konmuş bir müzikali sahneler gibiydiler? Derken mikrofonlu hoparlörlü sokak satıcıları, bir tokat gibi patladılar kulak tozumuza. Tıpkı bu gün, sade kahvemi yudumlarken, cızzz carttt seslerinin arasından bal kavunu bunlar bal, karpuz kurabiye kes kes al diye çığıran satıcı gibi. Askılı sokak yoğurtçularını, omuzunda yayıyla gezen hallaçları ya da okulun köşesinde tenefüsleri bekleyen macuncuları aradığımız gibi gün gelecek bu cızırtılı sesleri de sanal dünyaya bırakıp nostaljik arayışlar içine girecekmiyiz acaba derken….
Beni aldı götürdü, yukarıda anlattıklarımla birlikte, bir tur attırdı o eski aşina yüzlerle beraber oralarda. Ve şimdi kalmayan topatan kavunlarını Osmanlı çileklerini ve ninemin lezzetlerini getirdi aklıma ve daha neleri nicelerini, Nermin teyzemin içli köftelerini elektrikli fırında Mersin usulü yaptığı bol malzemeli fındık lahmacunlarını, biberli ekmeklerini ve muhteşem zerafetini. Edibe teyzemin Zerren sokak bahçelerinde yaptığı saç böreğini ve tabii benim bu güne kadar gelmiş lezzet yolculuğumda çok önemli yeri olan ninemin şaheserlerini.
Ninem deyince yemek, yemek deyince lezzet, lezzet deyince de bu ayların en lezzetli meyvalarından kavun, yakan güneşle birlikte lezzet ve rayihanın doruğunda.
Tabii eski bahçe kavunları, ya da bizim alışkanlıklarımız doğrultusunda kavunlara artık pek rastlanmıyor, hele o mis kokulu ama olgunlaşmamışsa epey tatsız fakat kavun mevsiminin müjdecisi topatan kavunlarının esamesi okunmuyor artık.  Her yeri yeni doğmuş saçsız bebek kafası görünümündeki ince kabuklu, sarı sarı kavunlarla dolmuş. Olsun ben bebek başlarını da severim. Onlarda mis gibi kokar, kavunlar da,  Allah’tan şimdiki bebekler büyüyor gelişiyor ve işlevlerini sürdürüyor. O evde yetiştirilmiş nazlı ve narin saksı çiçekleri gibi. Her mevsim bulunan, içindeki çekirdeklerin tümünü de ekseniz bir tek fide bile alamadığınız kavunlar gibi değiller. Kavunun çeşidi bol, topatan pek ortalarda görünmese de, ara sıra, orada burda endam ediliyor. Kırkağaç azim ve güvenle dimdik yolunda, Hasanbey de iki adım geriden de olsa Kırkağaç’ın hemen arkasından geliyor, tam emin değilim ama sanıyorum Hasanbey’in bir erken olanı dışı koyun yeşil, içi renk adı olmuş, renk kartelasına kavuniçi diye girmiş olan bal tatlısı, bir de geç mahsül, kalın kabuk, kışlık saklanabileni ya da ben bilmediğim için benzetiyorum ama dış görünüm olarak çok benzerler. Rengarenk desen desen, Trakyanın, Egenin ve Güneydoğu’nun kavunları özellikle kendine has yapısıyla Mardin kavunları, şimdi anlatacağım yemekte kavun dolması, ben adını Cenen Hanım koydum. Ninemin adına ithafen. Ne güzel yapardı o yemeklerini, ne özenirdi, nasıl titizlenirdi Allah rahmetini esirgemesin, hepimizin kaybettiklerinden.
Bu yemekte ninem dışı yeşil içi kavuniçi olan cinsi kullanır, hatta içinden çıkan çekirdek bağı sıvısı ile badem sübyesini karıştırarak nefis, her derde deva, batna şifa bir şerbet yapar buzla soğutur bize de içirirdi. Mutfak kültürü, lezzet, mevsiminde tazesini ister, şimdiki gibi herşey her zaman bulunmadığından bu yemek de mevsiminde birkaç kez yapılır ve tadı damaklarda gelecek sezonu beklemeye başlardı.
Hasanbey kavununun şimdi tam zamanı değil, henüz bir ay kadar vakit var, ( Kırkağaçla yaptım) güneş ışıkları dimdik gelip tat ve lezzet oranlarını üst düzeye taşıyor, meyvayı toprağa bağlayan kordon kurumuş, toprakla bağlantısını tamamen kesmiş, meyva olgunluğunun doruğunda, kestiğinizde içi turuncuya yakın kavuniçi renkte, tadı kokusu oturmuş, rayihası bütün mutfağı kasıp kavuracak düzeyde, yani tam zamanı, tarifine baktığınızda oyalamayan, basit, kolay ama sofralarda gerek tad, gerek lezzet, gerek görünüm olarak çok şık duracak ve ilgi odağı olacaktır. Umarım yerken keyif alırsınız, biz çok keyiflenirdik, tabi eski tadlar eski hamamlar değişti, şimdilerde dostlarım, iş veya yakın arkadaşlarımla yemeğe gittiğimizde, hele et lokantalarıysa, dost ve arkadaşlarımdan da, kulak kabarttığım yakın masalardan da sipariş direktiflerini hep çok pişmiş, iyi pişmiş et diye duyuyorum. Biz nedense sucuk, pastırma, çiğ köfteyi gönül rahatlığıyla yeriz de ızgaramızı çok pişmiş isteriz, o etin suyundaki lezzeti, dağ kekiklerinin, kır çiçeklerinin tadını az pişmiş bir etle özümseyebileceğimizi düşünmeyiz bile. Aynı şekilde peyniri balla, reçelle; reçeli tuzlu zeytinle yeriz ama etle, tatlı bir lezzeti yakıştıramayız. Av etlerinin yanında frenk üzümü marmelatını küçümseriz, ama zamanında; pilavla zerde yan yana, etle bal iç içe yenilebiliyordu, ağız tadı, damak zevki olanlar hala bunları yan yana getirebiliyor, yada bir üst kategoriye geçmek kendilerine sosyetenin ön sıralarında yer ayırabilmek için hoşlarına gitmese de uzak doğu mutfağının tatlı/acı/ekşi karışımlı lezzetlerini yiyorlar. Yeni açılan bir Japon lokantasında çiğ balık için sıraya giriyorlar, tabii bu söylediklerim bilerek yapanlar, bu işin tadına vararak yiyenler için değil, onları tenzih ederim..
Yanlış anlaşılmasın, ben bunların hepsini yiyor keyif de alıyor ama kendi mutfak görgü, bilgi ve geleneklerimi de severek bilerek uygulanmasını istiyorum. İşte bu kavun dolmasını yapıp yediğinizde, tatlı bir meyva ile tuzlu bir etin dans eder gibi uyumunu görecek, hatta tango yapar gibi o kadar grift olduğunu hissedecek, karamelize soğanla kıymanın karışımında bir prens ve prensesin mağrur bakışarını izleyecek, her iki malzemeyi, zarif bir gelinle, o zerafetin gururunu yaşayan damat gibi birleştirecek; bademi, üzümü, fıstığı ve baharatları mücevher gibi işleyip kişisel yeteneklerinizle taçlandıracaksınız. Sunduğumuz bu lezzetle, dilinizle damak arasındaki ilk yudum sizi Menderes ovasındaki kavun tarlalarından, Balıkesir’in kekik ve kır çiçeği kokan otlaklarına, Ege’nin badem bahçelerinden esen meltemlerle, Antep-Urfa sınırında Halfeti’nin fıstık bahçelerine, oradan göçer kuşların kanatlarında tropikal ülkelerin baharat ormanlarına, yağan muson yağmurlarının buharlaşmasıyla esen rüzgarlara karıştırıp, Akdeniz sahillerine getirecek ve dilinizle damağınız arasında ezilen kavunun o lezzetli suyunu yuttuğunuzde Antalya’dan denize dökülen şelaleleri, çağlayanları hatırlayacaksınız, ve belki de ülkemin üzerine yağan bereketli yağmurların sesini bile duyabileceksiniz. Tekrarlıyorum şimdi zamanı, bir ay sonra tam zamanı (Hasanbeykavunu ile) yerken beni hatırlamanız dileğiyle.
Afiyet olsun Saygı ve sevgilerimle.